« Önceki | Sonraki »

8/6/2007

1/6/2007

Kitapları ve Şiirleri

KİTAPLARI

ŞİİRLERİ

1/6/2007

Eserleri

Türkçüğün öncülerinden olan Nihâl Atsız, aynı zamanda güçlü bir Türkolog' tur. Türk dilini, tarihini ve edebiyatını gayet iyi bilen Atsız, özellikle Türk tarihinin Göktürk kısmında uzmanlaşmıştı. Çok sevdiği bu devreyi Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtlar Diriliyor adlı iki eser ile romanlaştırmıştır. Deli Kurt adlı romanı Osmanlı tarihinin ilk devrelerinin romanlaştırılmış şeklidir. Ruh Adam'daki Selim Pusat'ın şahsiyetinde Atsız'ı görürüz. Ruh Adam'ın devamı olarak Yalnız Adam' ı yazacağını söylüyordu. Yine yazacağını bildirdiği bir eseri de Bozkurtlar'ın 3. cildi idi. Yayınlanmamış eserlerinin içerisinde II. Mahmut'tan Günümüze Kadar Osmanlı Hanedanı Tarihi adlı bir eseri de vardır.

Nihâl Atsız'n şiirleri "Yolların Sonu" adı ile kitap halinde basılmıştır

1/6/2007

Kendi ve Ailesi Hakkında Kısa Bilgi

Nihal Atsız ( 1905)- (11.12.1975)


Hüseyin Nihal Atsız 1905 yılında İstanbul'da doğdu.Yüksek Öğretmen Dkulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi (1930).Edebiyat öğretmenliği ve kütüphanecilik yaptı. Türk milliyetçiliğine gönül verdi, Atsız Mecmua, Orkun ve Ötüken dergilerini yayınladı. Şiirleri, romanları, araştırmaları ve Osmanlı Türçesinden sadeleştirmeleri yayınlanmıştır.11 Aralık 1975 tarihinde vefat etti, kabri Karacaahmet Mezarlığındadır.Nihal Atsız, yazar Necdet Sançar'ın da ağabeyi, Yağmur ve Buğra Atsız'ın babasıdır.

Atsız' ın babası Gümüşhane'nin Torul kazasının Midi köyünün Çiftçioğulları ailesinden Deniz Güverte Binbaşısı Mehmet Nail Bey, annesi Trabzon'un Kadıoğulları ailesinden Deniz Yarbayı Osman Fevzi Bey'in kızı Fatma Zehra Hanım'dır. Atsız' ın ailesi, Gümüşhane'nin Torul kazasının Midi köyünde Çiftçioğulları adı ile bilinmektedir. Çiftçioğulları, Midi Köyünde 18. asrın sonlarına doğru yakınındaki Edire köyünden göçmüşlerdir..

Çiftçioğulları ailesinin tesbit edilen ceddi 19. asrın başlarında yaşadığı tahmin edilen Ahmed Ağa'dır. Ahmet Ağa'nın İsmail, Süleyman, Hüseyin ve Şakir adlı dört oğlu olmuştur. İsmail Ağa'nın çocukları Midi'den, Yozgat'ın Akdağ Madeni kazasının Dayılı köyüne göçmüşlerdir. Şakir Ağa'nın evladı olup olmadığı bilinmemektedir.

Ahmet Ağa'nın üçüncü çocuğu olan Hüseyin Ağa (1832 - 1894 ) ise 1850-1852 şıralarında Deniz eri olarak Istanbul'a gelmiş, okumayı ve yazmayı asker ocağında öğrenmiş, askerliğinin nihayetinde de teskere bırakarak Donanma-yı Hümayün' da kalmış ve makina önyüzbaşlığına Çarkçı Kolağalığı'na terfi etmiştir.

Hüseyin Ağa'nın eşi Emine Hayriye Hanım'dır. İki çocukları olmuştur. Nevber Hanım ile Mehmet Nail Bey (1877- 1944). Mehmet Nail Bey de Osmanlı Donanması'na girmiş ve Deniz Kuvvetlerinde Deniz Güverte Binbaşılığı'ndan emekli olmuştur.

Mehmet Nail Bey'in ilk eşi 1903 yılında Yüzbaşı iken evlendiği Fatma Zehra Hanım (1884 - 1930)'dır. Fatma Zehra Hanım, Deniz Yarbayı (Bahriye Kaymakamı) Osman Fevzi Bey ile Tevfika Hanım'ın kızıdır. Osman Fevzi Bey, Trabzon'lu ölüp ailesi Kadıoğulları namı ile marüfdür.

Mehmet Nail Bey'in ilk eşinden üç çocuğu olmuştur. 12 Ocak 1905'de Hüseyin Nihal (Atsız), 1 Mayıs 1910'da Ahmet Nejdet Sançar ve Aralık 1912'de Fatma Nezihe Çiftçioğlu.

1930 yılında ilk eşinin damar sertliğinden vefatı üzerine Mehmed Nail Bey, 1931 yılında yeniden evlenmiştir. İkinci eşinin adı da Fatma Zehra'dır. İkinci eşinden 1932 yılında Necla Çiftçioğlu adlı bir kızı olan Mehmed Nail Bey ikinci eşiyle geçinememiş ve iki yıl sonra ayrılmıştır.

1/6/2007

*BiR üLküCü SeVdiM*

   Yıllar önceydi,puslu bir eylül sabahı Kampüs kentinden tanışmıştık onunla.Daha dün gibi gözleri kömür karası,sözleri gönül yarasıydı,vurulmuştum.Koç gibi delikanlı derler ya,işte tam öylesiydi.Özü sözü bir mertti,sertti,erkekti,aşık olmuştum.Platonik de olsa o benim aşkımdı seviyordum.Göz göze gelince boğazıma birşeyler düğümlenir, kekeler konuşamazdım,ağzım kurur titrerdim, o ise öylece bakar susardı,aynı okuldaydık.Yan yana gelirsek lafı ben açar beklerdim o ise havadan sudan konuşur oraya laf karıştırır çeker giderdi.Bazen günlerce hiç gözükmezdi,özlerdim.beni sevdiğini sölemesi için her numarayı yapardım,yemezdi.çay içelim derdim gelmezdi,telefonumu verirdim aramazdı. Kitabını,notlarını alırdım,verene kadar istemezdi.Eline dokunurdum çaktırmadan çekerdi.

    Yalnızca kantinde yakalardım,gider otururdum yanına,çay alma bahanesiyle kalkardı,dönünce tam karşıma otururdu.Göz göze gelirdik hissederdim.Beni sevdiğini gözleri söylerdi,o söylemezdi.sinirlendiğini belli etmemeye çalışarak,çayını yarım bırakır,sigarasını söndürüp kalkar giderdi.çıldırırdım o hep gitti,ben hep beklerdim.Böyle geçti tam 3 sene.

    Okul bitmek üzereydi ve benim doğum günümdü,onuda çağırdım,her zamanki gibi gelmez diyordum.ama ilk defa geldi,sevinçten uçuyordum,kapıda onu görünce.Herşeyi göze aldım ve elalemin içinde boynuna sarıldım ve >>SENİ SEVİYORUM<< canım dedim (rahatlamıştım).Fakat arkadaşlar aptallaştılar.O elindeki bir tek gül'e lanet olsun.Bende >>SENİ SEVİYORUM<< dedi,göz gözeydik ağlıyordu.Acı bir gülümseme vardı içinde.İçeri bile girmeden kapıdan dönüp gitti.Yüreğim acıyordu,seviyordum,ağlıyordum gitmişti.Aylar sonra gazetede gördüm resmini,okulunu bitirmiş,öğretmen olmuştu.Güpe gündüz yol ortasında öğrencilerin gözü önünde vurmuşlardı..."ONU"...

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı